Aynadaki Yabancıdan Kendine Ulaşmak
Bu yazımda sizleri içsel bir tefekküre davet etmek istiyorum. Aynaya baktığınızda kendinizi sorguladığınız oldu mu hiç? Ya da kalabalıklar ortasında, tam da o yalnızlığı hissettiğinizde beliren o derin soru: İnsan kendine ne zaman yabancılaşır?
Üzerinde düşündüğümde ve kendi içimde tefekkür ettiğimde görüyorum ki yabancılaşmak; kendi duygu, düşünce ve arzularımızın dışına çıkarak yaşantımızı adeta dışarıdan izlemektir. Aynadaki aksimize bakan ama kendine dokunamayan bir “ben”dir bu. Fark etmeden; günlük rutinlerimizin, başkalarının beklentilerinin ve üzerimize biçilen rollerin arkasına saklanarak büyür bu his. Ve sonra, aynadaki o yansımayla baş başa kalırız. Kalbimizin sesini değil de zihnimizin gürültüsünü dinlediğimizde şu soru içimizde çınlamaya başlar: Ben kimim?
Belki de bu sorunun cevabını ararken yalnızca kendimizle değil; toplumsal ve tarihsel hafızayla, bize öğretilmiş bilinçlerle ve üzerimize bırakılmış kabullerle de yüzleşmemiz gerekir. Çünkü bazen bize ait sandığımız düşünceler, tepkiler ve doğrular bile, içinde büyüdüğümüz toplumun izlerini taşır. Kendi sesimizi, bize öğretilen seslerden ayırt edebildiğimizde ise gerçek farkındalık başlar.
İşte bu soruya cevap vermekten kaçındığımız her an, kendi özümüze biraz daha yabancı hale geliriz. Olaylar karşısında vermek isteyip de veremediğimiz tepkiler, söyleyemediğimiz sözler ve sergileyemediğimiz davranışlar içimizde çığ gibi büyüyen bir soru işaretine dönüşür. Oysa bu soruyu fark edip yabancılaşmanın sınırlarını kendi irademizle belirlediğimizde, kendimizi yeniden inşa edebilir ve derin bir içsel aydınlanma yaşayabiliriz.
Elbette bu aydınlanma her bireyde farklı zamanlarda ve farklı olaylarla biçimlenir. Kimi bir olayla ani bir farkındalık yaşarken, kimi çocukluktan itibaren bu hissiyatla büyür ve hayatı bu farkındalıkla yaşar. Kimimiz ergenlik yıllarında kendimizi tanımaya başlarken, kimimiz orta yaşta, kimimiz ise çok daha ileri yaşlarda bu eşiğe varırız. Ne yazık ki bir kısmımız da kendini hiç tanıyamadan, bu farkındalığa ulaşamadan hayatın sonuna gelir. Bütün bu süreçler bize aslında bir bakıma kendimize yabancı doğduğumuzu gösterir.
Yine de unutmayalım: Kendimize yabancılaşma hissi sanıldığı gibi yıkıcı bir son değildir. Aksine, gerçek kimliğimizi bulmamızı sağlayan dönüştürücü bir kıvılcımdır. Bu kıvılcımı büyük bir uyanış çağrısı olarak görmeli ve onu ateşleyerek yolumuza devam etmeliyiz. Çünkü insan, ancak neyi kaybettiğini anladığında onu aramaya başlar.
Hayatımızda kendimize yabancılaştığımız o yer, gerçekte kim olduğumuzu keşfedeceğimiz yolculuğun tam da başlangıcı ve zirvesidir.
Aynadaki yüzünüze değil, o yüzün ardındaki “ben”e bakın. Belki de hayatınız boyunca aradığınız kişi, kendinizsiniz.
Bu zirveye geç kalmadan ulaşabilmeniz dileğimle…
































YORUMLAR