Bugün bu yazı, içimden geldiğince ve özlemini duyduğum insanın en temel hâlini yeniden hatırlama isteğinden doğdu: İnsan kalabilmek…
Günlük koşuşturmalar, bitmeyen beklentiler, kalabalıklar içinde kaybolan kalpler…
Tüm bunların arasında, insan kalabilmenin ne kadar zor ama bir o kadar da kıymetli olduğunu düşündüm. Ve kelimelerim beni buraya getirdi.
Bir yürekten diğerine uzanmak dileğiyle…
Her şeyin hızla değiştiği bir çağda, değişmeden kalabilmek…
Belki de artık en zor ve en değerli meziyet budur.
İnsan denince ilk akla gelen nedir sizce?
Bana göre insan, duyguları ne kadar tamsa o kadar insandır. Sezai Karakoç’un dediği gibi:
“İnsan, insanlığı kadar insandır.”
Çünkü insan yalnızca düşünen değil, aynı zamanda hissedendir.
Sadece aklıyla değil, kalbiyle de ölçülür. Birini anlamaya, onun acısına dokunmaya başladığımız an, insanlaşırız gerçek anlamda.
İnsan olabilmenin özünü; özgürlük ve birlikte var olma hâlini anlatan Nazım Hikmet’in dizelerinde olduğu gibi:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine…”
İnsanlığın en büyük meziyeti kardeşçe kalabildiğimiz, merhamet ve empatiyle
Merhametle, karşılık beklemeden bir cana, bir yüreğe dokunabilmek;
Empati ile bir başkasının hikâyesine, suçlamadan bakabilmek.
Bazen sadece dinlemek, bazen sessizce yanında durmak bile yeter. Çünkü bir kalbi onarmak için büyük sözlere değil, samimi bir varoluşa ihtiyaç vardır.
Ne yazık ki çağımızda bu değerler çoğu zaman öfkeye, yargıya ve bencilliğe yenik düşüyor. Oysa insanın en derin ihtiyacı anlaşılmaktır.
Ne alkış ister ne övgü…
Bazen yalnızca bir “Anlıyorum seni” cümlesi bile bir ruhu diriltmeye yeter.
İnsan kalabilmek; öfkeye rağmen sakin kalabilmek, kırıldığında bile kırmamayı seçmektir. Kalabalıklarda kaybolmadan, yüreğini koruyabilmektir.
Her şeyin hızla unutulduğu bu dünyada, insanca kalabilenler sessizdir ama en derin izleri bırakır.
Ve belki de tüm hakikat şurada gizlidir:
İnsanı insan yapan, insana duyduğu SEVGİ’dir.
Sevgiyle kaldığınız ömürler diliyorum 
































YORUMLAR