Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Kezban Kardak
Kezban Kardak

Kelâmın Mesuliyeti

Kelâmın Mesuliyeti

İnsan, sözleriyle cennetini de kurabilir; cehennemini de…

Kelâm, Allah’ın subûtî sıfatlarından biridir. Allah, zatına uygun şekilde konuşandır. Vahiy, O’nun kelâmının insana ulaşmış hâlidir. Bu sebeple kelâm, yalnızca seslerden ibaret bir iletişim aracı değil; hakikati taşıyan, anlam veren ve hayatı şekillendiren ilahî bir emanettir.

 

İnsana verilen en büyük nimetlerden biri de konuşabilmesidir. İnsan; düşüncesini, sevgisini, öfkesini, duasını, niyetini ve inancını kelâmıyla görünür kılar. Bu yüzden dil, aynı zamanda büyük bir mesuliyettir.

 

Eskiler, “İnsan kulağından, hayvan tırnağından tutulur.” derler. Çünkü insan önce duyar, sonra inanır, sonra yaşamaya başlar. Söylediğimiz her söz, başkasına ulaşmadan önce kendi kulağımıza ulaşır. Kendi sesimizi en çok biz duyarız. Bu yüzden hiçbir söz boşa gitmez; zihnimizde yankılanır, kalbimize iner ve zamanla bizi şekillendirir.

 

Bugün “olumlama”, “telkin” ya da “zihin kodlama” adıyla anlatılan birçok yaklaşımın temelinde de bu hakikat vardır. İnsan en çok kendi sözlerinden etkilenir. Sürekli korkuyu konuşan korkusunu büyütür; umudu konuşan ise umudunu besler.

 

Peygamber Efendimiz (sav), “Ya hayır söyle ya da sus.” buyurur. Bu sadece bir edep kuralı değil, insanın ruhunu ve ilişkilerini koruyan bir hayat ilkesidir. Çünkü bazen söylenmeyen bir söz fitneyi engeller; bazen de söylenen tek bir güzel cümle, yıllardır kapalı duran bir gönlün kapısını aralar. Atalarımızın, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” sözü de sözün dönüştürücü gücünü anlatır.

 

Belki de bugün en büyük yoksulluğumuz, sevgisizlik değil; sevgiyi ifade edememektir. Aynı evin içinde yaşayan insanlar birbirlerine “Seni seviyorum.” diyemiyor. Bir anne evladına sarılmayı erteliyor, bir baba evladını takdir etmeyi ihmal ediyor, eşler birbirlerine teşekkür etmeyi unutuyor. Oysa bazen tek bir güzel söz, yılların kırgınlığını onarabilir.

 

İnsan yalnızca söyledikleri yüzünden değil, söyleyemedikleri yüzünden de yorulur. Dile gelmeyen sevgi, bastırılan acı, ifade edilemeyen kırgınlık ve söylenmeyen özür… Bunlar sadece ruhu değil, zamanla bedeni de etkileyebilir. Elbette her hastalığın sebebi bu değildir; ancak duygularını sağlıklı ifade edemeyen insanların hem ruhsal hem de bedensel olarak daha fazla zorlandığını gösteren pek çok gözlem ve araştırma vardır. İnsan konuşarak anlaşır, paylaşarak hafifler.

 

Kalp, Allah’ın el-Cemîl isminin güzelliğiyle beslendiğinde dile de nezaket, merhamet ve umut yansır. Kalp öfke, kin ve kırgınlıkla dolduğunda ise dil sertleşir, incitir ve kahredici bir hâl alır. İnsan bazen en ağır yarayı başkasına değil, kendine söylediği sözlerle açar.

 

Çünkü insan önce diliyle kendini ikna eder; ardından kalbi o sözlere inanmaya başlar. “Ben yapamam.”, “Ben değersizim.”, “Benden bir şey olmaz.” diyen kişi, farkında olmadan kendi iç dünyasını karartır. Buna karşılık, “Rabbim bana bir çıkış yolu gösterecektir.”, “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”, “Ben gayret ederim, sonucu Allah’a bırakırım.” diyen kişi ise kalbinde umudu büyütür.

 

Bu yüzden kelâmın bir mesuliyeti vardır. Söz sadece ağızdan çıkmaz; kalpten doğar, kulağa ulaşır, ruha işler ve hayata dönüşür.

 

Bugün kendimize şu soruyu soralım:

 

Benim sözlerim neyi çoğaltıyor? Umudu mu, korkuyu mu? Şefkati mi, öfkeyi mi?

 

Çünkü insan, sözleriyle kendi cennetini de kurabilir; kendi cehennemini de…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER