İnsanın Kendine Hükmetme Hakkı ve Saygının Gerçek Anlamı
İnsan, var olduğu günden bu yana iki büyük mücadele verir: biri dış dünyayla, diğeri kendi iç dünyasıyla. Dış dünyayla verilen mücadele çoğu zaman görünürdür; ekmek kazanmak, hayatta kalmak, ayakta durmak gibi somut gerçeklikler taşır. Oysa asıl büyük mücadele, insanın kendisiyle verdiği mücadeledir. Çünkü insan, önce kendine hükmedebildiği ölçüde özgürdür.
Oruç, bu anlamda yalnızca dini bir ritüel değildir. Oruç, insanın kendi iradesine dokunduğu, kendi sınırlarını tanıdığı ve kendi gücünü keşfettiği bir eylemdir. Açlığa ve susuzluğa belirli bir süre dayanmak, sadece fiziksel bir sabır göstergesi değildir; aynı zamanda insanın arzularını yönetebilme becerisinin, yani kendine hükmedebilme yetisinin bir ifadesidir. Kendini tutabilen bir insan, hayatın zorlukları karşısında da daha dirençli durabilir. Çünkü irade, insanın görünmeyen omurgasıdır.
Ancak burada asıl önemli olan, oruç tutmak ya da tutmamak değildir. Asıl önemli olan, insanın kendi inançları, değerleri ve tercihleri doğrultusunda yaşama hakkına duyulan saygıdır. Çünkü saygı, yalnızca benzer olanı kabul etmek değildir; farklı olanın varlığını da içtenlikle kabul edebilmektir.
Ramazan ayı, birçok insan için kutsal bir zamandır. Bu kutsallık yalnızca dini bir yükümlülükten değil, aynı zamanda insanın kendi içine dönmesinden, empati kurmasından ve başkalarının varlığını daha derinden hissetmesinden doğar. Aç kalan bir insan, açlığın ne demek olduğunu daha iyi anlar. Susayan bir insan, susuzluğun değerini daha derinden hisseder. Bu deneyim, insanı daha hassas, daha anlayışlı ve daha vicdanlı bir varlık haline getirebilir.
Dinlerin özünde de zaten bu vardır: insanı daha iyi bir insan haline getirmek. Doğruluğu, merhameti, empatiyi ve adaleti öğretmek. Bu nedenle, bir insanın inancına saygı duymak, aslında insanın kendisine saygı duymaktır. Çünkü inanç, insanın en derin ve en kişisel alanlarından biridir.
Özgürlük çoğu zaman yanlış anlaşılır. Özgürlük, sadece istediğini yapmak değildir. Özgürlük, aynı zamanda başkasının seçimine müdahale etmemeyi de bilmektir. Gerçek özgürlük, insanın iyiliği seçebilme hakkıdır. Ve belki de en büyük özgürlük, insanın kendi vicdanıyla uyum içinde yaşayabilmesidir.
Bu nedenle, bireysel tercihlere ve inançlara saygı göstermek, bir nezaket meselesinden çok daha fazlasıdır. Bu, insan olmanın gereğidir. Çünkü insanı insan yapan şey, sadece düşünme yeteneği değil, aynı zamanda anlama ve saygı duyma yeteneğidir.
Oruç tutan bir insan, sadece aç kalmaz. Aynı zamanda kendini dinler. Kendini tanır. Kendine yaklaşır. Ve belki de en önemlisi, insan olmanın ne demek olduğunu yeniden hatırlar.
Bu yüzden mesele, kimin oruç tuttuğu ya da tutmadığı değildir. Mesele, insanın kendi yolunda yürürken, başkalarının yoluna saygı gösterebilmesidir. Çünkü gerçek erdem, aynı yolu yürümekte değil; farklı yollarda yürüyenlerin varlığını onurlandırabilmektedir.
Ve belki de bu yüzden, insanın iyiliği yaşama özgürlüğü, bütün özgürlüklerden daha büyüktür.
Yaşama saygı duymak herkes için … İnsanca kalabilmeyi başarmak….
Müyesser DOĞAN






























tebrikler çok güzel anlatmışsın yavrm.❤️