Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
İnci Pamuk
İnci Pamuk

Karadeniz’in Rivierası: Amasra’ya Sahip Çıkabiliyor muyuz?

Karadeniz’in Rivierası: Amasra’ya Sahip Çıkabiliyor muyuz?

Hafta içi yoğun çalışınca insan hafta sonu biraz nefes almak, kalabalıktan uzaklaşmak istiyor. Küçük oğlumuz da yazın bir bölümünü anneannesi ve dedesiyle Karabük’te geçiriyor. Orada babaannemlerden yadigâr, küçük, bahçeli bir evimiz var. Ankara’nın trafiği ve apartman hayatı içinde sıkışıp kalmasındansa toprağa dokunarak, bahçede oynayarak vakit geçirmesinin ona daha iyi geleceğini düşündük.

 

Biz de hem oğlumuzu görmek hem de annemleri ziyaret etmek için Karabük’e gittik. Ertesi sabah, “Madem buraya kadar geldik, hadi Amasra’ya gidelim,” dedik.

 

Amasra’ya giden yolun bile insana iyi gelen bir tarafı var. Yeşilin içinden ilerlerken denize yaklaştığınızı hissediyor, şehrin karmaşasını yavaş yavaş geride bırakıyorsunuz. Sonra karşınıza o eşsiz manzara çıkıyor: Tarihi, koyları, denizi ve birbirine yaslanmış evleriyle Amasra…

 

İnsan görünce ister istemez düşünüyor: Böyle bir güzelliğe sahip olmak büyük bir şans mı, yoksa büyük bir sorumluluk mu?

 

Belki de asıl mesele tam olarak burada başlıyor.

 

Denize girmek için bir plaja yöneldik. İki şezlong ve bir şemsiye için 800 TL istendi. Ücreti yüksek bulunca halk plajına gitmeye karar verdik. Fakat oraya ulaştığımızda durum çok daha iç karartıcıydı. İnsan yoğunluğundan kendi sandalyemizi koyabileceğimiz küçücük bir alan bile bulamadık.

 

Çaresizce ücretli plaja geri döndük. “En azından rahat ederiz,” diye düşündük. Ancak şezlonglar birbirine o kadar yakın yerleştirilmişti ki bırakın rahat etmeyi, insanlar neredeyse birbirlerinin özel alanının içindeydi. Kumsalda sigara izmaritleri ve çöpler vardı. Üstelik üzerimizi değiştirebileceğimiz düzgün bir kabin ya da duş alabileceğimiz yeterli bir alan da bulunmuyordu.

 

O an insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Biz ödediğimiz ücretin karşılığında yalnızca kuma bir şezlong koyma hakkı mı satın alıyoruz? Temizlik, düzen, hijyen ve temel ihtiyaçlar hizmetin bir parçası değil mi?

 

Fakat bütün sorumluluğu işletmelere yüklemek de ne kadar doğru?

 

“Nasıl olsa para verdim,” diyerek çöpünü kumsalda bırakıp giden kişinin hiç mi sorumluluğu yok? Bir sigara izmaritini kuma gömen insan, ertesi gün aynı denize çocuğunun gireceğini düşünmüyor mu? Belediyeden, esnaftan ve işletmeden hizmet beklerken biz ziyaretçiler bulunduğumuz yere ne kadar saygı gösteriyoruz?

 

Bir şehre sahip çıkmak yalnızca orada doğmuş olmakla mı mümkündür? Yoksa o şehrin sokağını kirletmemek, denizini korumak ve doğasına zarar vermemek de aidiyetin bir parçası mıdır?

 

Amasra’da yalnızca plajların durumu düşündürmedi bizi. Sokaklardaki çöp kovalarının yetersizliği, yoğun trafik, plansız yapılaşma ve ciddi otopark sorunu da şehrin güzelliğinin önüne geçmeye başlamış. Bir yanda hayranlıkla baktığınız eşsiz bir manzara, diğer yanda o manzaraya yakışmayan bir düzensizlik…

 

Peki, bir şehir büyürken güzelliğinden kaybetmek zorunda mı?

 

Elbette küçük şehirlerin gelişmesini ve turizmden daha fazla pay almasını isteriz. Esnaf kazansın, işletmeler ayakta kalsın, bölge halkı refaha kavuşsun… Ancak gelişmek; her boş alana masa, sandalye ya da şezlong koymak mıdır? Daha fazla insandan daha yüksek ücret almak mıdır? Yoksa gelen insana yeniden gelmek isteyeceği bir şehir bırakmak mıdır?

 

Amasra’da turizm sezonunun kısa olduğunu biliyorum. Esnafın sınırlı sürede kazanç elde etme çabasını da anlayabiliyorum. Fakat bir sezonda mümkün olduğunca çok kazanmak isterken, gelecek yılların kaybedildiği fark ediliyor mu?

 

Bir turistten bir kez yüksek ücret almak mı daha değerlidir, yoksa onu yıllarca yeniden ağırlamak mı?

 

“Nasılsa gelen bir daha gelmez,” anlayışıyla hareket edildiğinde belki o gün para kazanılır; fakat zaman içinde bir şehrin itibarı kaybedilir. Oysa turizm yalnızca manzara sunmak değildir. Turizm; temizliktir, güvendir, ölçülü fiyatlandırmadır, nezakettir ve iyi hizmettir. En önemlisi de ziyaretçiye kendisini değerli hissettirmektir.

 

Amasra, doğanın bize büyük bir cömertlikle sunduğu eşsiz bir miras. Fakat bir güzelliğin bize miras kalması, onun sonsuza kadar aynı şekilde kalacağı anlamına gelmiyor. Korunmayan her güzellik zamanla eksilir. Önce kumu kirlenir, sonra denizi; ardından ruhu ve hatıraları…

 

Belki de sormamız gereken asıl soru şu:

 

Amasra yeterince ilgi görüyor mu, yoksa gördüğü ilginin ağırlığı altında yavaş yavaş yoruluyor mu?

 

Bu yazıyı Amasra’yı kötülemek ya da turizmine zarar vermek için yazmıyorum. Tam tersine, böylesine özel bir yere karşı duyduğum üzüntüden yazıyorum. Çünkü insan sevmediği bir yerin eksiklerini dert edinmez. Görür ve geçer. Fakat sevdiği bir yerin göz göre göre yıpranmasına kayıtsız kalamaz.

 

Belediyenin, işletmelerin, esnafın, şehrin yöneticilerinin ve ziyaretçilerin aynı sorumluluk duygusunda buluşması gerekiyor. Denetimlerin artırılması, plajlardaki temel ihtiyaçların karşılanması, fiyat ile hizmet arasındaki dengenin kurulması, çöp ve trafik sorununa kalıcı çözümler üretilmesi şart.

 

Çünkü Amasra yalnızca Amasra’da yaşayanların değil, bu ülkenin ortak değeri. Onu korumak da yalnızca belediyenin ya da esnafın görevi değil; oraya ayak basan herkesin sorumluluğu.

 

Doğa bize böyle bir güzellik vermişken biz ona ne veriyoruz?

 

Belki biraz daha beton, biraz daha kalabalık, biraz daha çöp…

 

Oysa vermemiz gereken tek şey özen.

 

Umarım bu satırlar bir şikâyet olarak değil; Amasra’yı seven, güzelliğinin eksilmesini istemeyen bir ziyaretçinin samimi ve yapıcı geri bildirimi olarak karşılık bulur. Çünkü bazı yerler yalnızca gezilip görülmez; korunur, gözetilir ve gelecek nesillere bırakılır.

 

Amasra da onlardan biri…

YORUMLAR

5 adet yorum var

  1. Karabük te yaşayan biri olarak ayağımızın dibindeki bu güzel yere 2 yıldır gitmiyorum. Çünkü tam da anlattığın sebeplerden gittiğimizde araç koyacak yer bulamadığımız plajda sıkıntı yaşadığımız ve en önemlisi esnafın bu fahiş fiyat anlayışından dolayı… sadece burası için Türkiye’nin bir çok turistik yerinde aynı sorunlar var. Cennet gibi ülkede yaşıyoruz fakat kıymeti bilinmiyor ve sorunlar çözüm üretilmiyor. Dilerim geç olmadan değerlerimize sahip çıkarız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER