Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Leyla Göker
Leyla Göker

BİR BAYRAĞA BAKARKEN

BİR BAYRAĞA BAKARKEN

30 Ağustos Zafer Bayramı: Bir Kurtuluşun Bayramı

30 Ağustos Zafer Bayramı…

Bizim için yalnızca takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir gün değildir. Bir kurtuluşun, bir direnişin ve bir milletin kendi geleceğine sahip çıkma iradesinin bayramıdır.

Bugün gökyüzünde dalgalanan Türk bayrağına baktığımızda yalnızca kırmızı ve beyazı görüyorsak, belki de hikâyenin en önemli kısmını kaçırıyoruz.

Çünkü o bayrağın ardında bir tarih var.

Yenilgi var, işgal var, mücadele var, fedakârlık var ve yeniden ayağa kalkış var.

Peki bu bayrak bize hangi hikâyeyi anlatıyor?

Bunun cevabı için 30 Ağustos 1922’ye biraz geriden bakmak gerekiyor.

-Yenilgiden Millî Mücadele’ye

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıktı.

30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Ardından Anadolu’nun çeşitli bölgeleri işgal edilmeye başlandı.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali, Millî Mücadele’nin önemli dönüm noktalarından biri oldu.

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktı. Erzurum ve Sivas kongreleriyle direniş örgütlenmeye başladı.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

Artık mücadele yalnızca cephede verilen bir savaş değildi. Aynı zamanda şu sorunun cevabı aranıyordu:

“Bu ülkenin geleceğine kim karar verecek?”

Millî Mücadele sürerken 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı.

Ancak Ankara’daki TBMM Hükûmeti bu antlaşmayı kabul etmedi.

Çünkü mesele yalnızca toprak kaybı değildi.

Mesele, milletin kendi geleceğini belirleme hakkıydı.

1921’de kazanılan Sakarya Meydan Muharebesi, savaşın seyrini değiştirdi. Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya savunmasındaki yaklaşımını özetleyen şu sözü, mücadelenin ne anlama geldiğini bugün bile anlatıyor:

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”

Sakarya’nın ardından yaklaşık on ay boyunca Büyük Taarruz için hazırlık yapıldı.

Artık amaç yalnızca savunmak değil, kesin sonuca ulaşmaktı.

-30 Ağustos: Bir Dönüm Noktası

26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz başladı.

Türk ordusu Yunan savunma hatlarını yararak ilerledi.

Dört gün sonra, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı.

Bu zafer, Millî Mücadele’nin askerî bakımdan en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Ancak mücadele burada sona ermedi.

1 Eylül’de takip harekâtı başladı.

Mustafa Kemal Paşa’nın orduya verdiği emir, zaferin ardından başlayan bu büyük yürüyüşün simge sözlerinden biri hâline geldi:

“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Türk ordusu ilerleyişini sürdürdü.

9 Eylül’de İzmir, 11 Eylül’de Bursa kurtarıldı.

18 Eylül 1922’de ise Batı Anadolu düşman işgalinden kurtarıldı.

Böylece Büyük Taarruz’un ardından başlayan takip harekâtı da tamamlanmış oldu.

Fakat 30 Ağustos’un anlamı yalnızca savaş meydanındaki başarıyla sınırlı değildi.

Bu askerî zafer, Ankara Hükûmeti’nin diplomasi masasındaki gücünü de değiştirdi.

11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı.

Ardından 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

Ve nihayet…

29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.

Burada kronolojiyi doğru kurmak önemli:

Sevr → 1920

Sakarya → 1921

Büyük Taarruz ve 30 Ağustos → 1922

Mudanya → 1922

Lozan → 1923

Cumhuriyet → 1923

Yani 30 Ağustos, Cumhuriyet’in ilan edildiği gün değildir.

Fakat Cumhuriyet’e giden yolun en önemli askerî dönüm noktalarından biridir.

Atatürk de 30 Ağustos’un tarihî anlamını yıllar sonra şu sözlerle ifade etmiştir:

“Bu eser, Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık fikrinin ölmez anıtıdır.”

-Bir Bayrağın Anlattıkları

Peki 30 Ağustos bize ne kazandırdı?

Belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken soru bu.

Bir zaferi yalnızca “Kim kazandı?” diye değerlendirmek eksik kalır.

Asıl soru şudur:

“Bu zaferin sonucunda ne değişti?”

Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanması, Batı Anadolu’daki işgalin sona erdirilmesini sağladı; Ankara Hükûmeti’nin askerî ve diplomatik konumunu güçlendirdi ve bağımsız bir devletin kurulmasına giden sürecin önünü açtı.

Ama belki daha önemlisi şuydu:

Bir milletin kendi geleceğini belirleme iradesi güç kazandı.

Bugün 30 Ağustos’u törenlerle, bayraklarla, İstiklâl Marşı’yla, yürüyüşlerle, konserlerle ve çeşitli etkinliklerle kutluyoruz.

Ama 30 Ağustos yalnızca resmî törenlerde yaşamıyor.

Bir evin balkonuna asılan bayrakta…

Bir çocuğun elindeki küçük Türk bayrağında…

Bir ailenin birlikte söylediği İstiklâl Marşı’nda…

Bir gencin ATATÜRK’ü anmasında…

Bir milletin ortak hafızası yaşamaya devam ediyor.

Çünkü millî bayramlar yalnızca kutlama değildir.

Bir milletin geçmişiyle bugün arasında kurduğu bağdır.

Şimdi yazının başındaki soruya yeniden dönelim:

Bir bayrağa baktığımızda ne görüyoruz?

Kırmızı ve beyazı mı?

Yoksa onun ardındaki mücadeleyi mi?

Mondros’u…

İşgalleri…

19 Mayıs’ı…

TBMM’yi…

Sevr’i…

Sakarya’yı…

Büyük Taarruz’u…

Dumlupınar’ı…

İzmir’i…

Mudanya’yı…

Lozan’ı…

Ve nihayet Cumhuriyet’i…

Belki de 30 Ağustos’un bize bıraktığı en önemli miraslardan biri, bağımsızlığın kendiliğinden kazanılmadığını hatırlamaktır.

Bugün sahip olduğumuz değerlerin hangi mücadelelerden ve fedakârlıklardan geçerek bize ulaştığını bilmek, onları daha iyi anlamamızı sağlar.

Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşananların toplamı değildir.

Bugünü anlamanın ve yarını daha bilinçli kurmanın da anahtarıdır.

Bugün bir bayrağa yeniden bakalım.

Belki bu kez yalnızca dalgalanan bir kumaş parçası görmeyiz.

Onun içinde bir milletin mücadelesini, kayıplarını, umudunu ve bağımsızlık arzusunu görürüz.

Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını; cephede ve cephe gerisinde mücadele eden kadınlarımızı, erkeklerimizi, gençlerimizi ve çocuklarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Leyla GÖKER

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER