Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Makbule Bilge Demir
Makbule Bilge Demir

Pistantrofobi/ Güvensizlik

Pistantrofobi/ Güvensizlik

“Duyguları onu paramparça ediyordu. Hem ona güvenmek zorundaydı hem güvenmiyordu.” John Steinbeck

Güvenmemek gerçekten bizi koruyor mu yoksa bizi yalnızlaştırıyor mu?

Ne garip değil mi?

İnsan hiç tanımadığı birinin kullandığı uçağa biniyor, parasını hiç görmediği bir bankaya bırakıyor, kilometrelerce uzaktaki birine tek tuşla gönderiyor; ama yanı başındaki insana kalbini, sırrını, sözünü emanet etmekten korkuyor.

Peki ne oldu bize?

Ne zaman “Sana güveniyorum” cümlesi bu kadar ağırlaştı?

Bizi güvensiz yapan, insanların değişmesi mi; yoksa yaşadığımız hayal kırıklıklarının çoğalması mı?

Belki de mesele yalnızca başkalarının güvenilmez oluşu değildir. İnsan her kandırıldığında, her yarı yolda bırakıldığında karşısındakine duyduğu güvenle birlikte kendi insan tanıma kabiliyetinden de bir parça kaybediyor.

Sonra kapılar kapanıyor.
Önce yabancılara…
Sonra tanıdıklara…
En sonunda da insanın kendisine.

İşte tam burada karşıma bir kelime çıktı: Pistantrofobi.

Artık kimse kimseye güvenmiyor.

Adına bir de pistantrofobi demişler.

İnsanoğlu yaşadığı her hâle bir isim bulmakta mahir.

Güvenemiyoruz; adını koyuyoruz.

Kırılıyoruz; tanımlıyoruz.

Korkuyoruz; sınıflandırıyoruz.

Peki adını koyunca ne değişiyor?

Asıl sorulması gereken belki de şu: Bize ne oldu da güvenmekten korkar hâle geldik?

“Hiçbir şey saf değil, hiçbir şey saf değil; işte bu, yüzyılı zehirleyen çığlık.”
Albert Camus

İnsan, saf olanı kaybettiğinde ilk neyi kaybeder? İnancını mı, umudunu mu, yoksa bir başkasına tereddüt etmeden güvenebilme cesaretini mi?

Belki de çağımızın en büyük yoksunluklarından biri güven. Artık söylenen sözün arkasında başka bir niyet, gösterilen iyiliğin ardında bir beklenti, kurulan yakınlığın içinde gizli bir hesap arıyoruz.

Biri bize iyi davrandığında bile sevineceğimiz yerde “Neden?” diye soruyoruz. Çünkü yaşadıklarımız bize yalnızca insanları değil, iyiliği bile sorgulamayı öğretti.

Ne tuhaf…

İnsan, bir zamanlar erdem saydığı güveni bugün korkularının arasına koymuş. Oysa güvenmeden dost olabilir miyiz? Sevebilir miyiz? Bir sırrı emanet edebilir, bir söze inanabilir, sırtımızı dönüp rahatça yürüyebilir miyiz?

Peki bizi bu hâle kim getirdi?

Güvenimizi boşa çıkaran insanlar mı, yaşadığımız çağ mı, yoksa her hayal kırıklığından sonra kalbimize biraz daha yüksek duvarlar ören biz mi?

Belki de artık güvenmekle saf olmak arasındaki çizgiyi birbirine karıştırıyoruz.

Güvenene “saf”, temkinli olana “akıllı” diyoruz.

Oysa insanın herkesten şüphe ederek yaşaması gerçekten akıllılık mı?

Güvenmek mi daha büyük cesaret, yoksa kimseye güvenmemek mi daha güvenli?

Peki siz, güven konusunda hangi noktadasınız?

Ben bu deli sorularla baş etmeye çalışırken, sizi de beş dakika düşünmeye davet ediyorum. Çünkü eminim, sizin de güvene, güvensizliğe, kırılan sözlere ve yeniden inanabilmeye dair söyleyecek çok sözünüz vardır.

Belki de bazı soruların tek bir cevabı yoktur. Ama insan bazen cevabı bulmak için değil, kendine biraz daha yaklaşmak için sorar.

Keyifli okumalar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER