Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Makbule Bilge Demir
Makbule Bilge Demir

Altyapı!

  1. GÖRÜNMEYENİN HATIRI

Altyapı!

Şehirlerin, insanların, tarihin, düşüncenin, sanatın… Hayatın neresine baksam karşıma çıkan, anlamı kendinden büyük bir kelime.

Bir şehrin toprağının altında, bir insanın yetişmesinde, bir eserin ortaya çıkışında onun izleri var.

Gördüğümüzün nasıl oluştuğunu, neye dayanarak ayakta durduğunu düşündükçe bu kelimenin derinliğini daha iyi anlıyorum.

Peki, görüneni bu kadar önemsediğimiz bir çağda, görünmeyenin sağlamlığını ne kadar önemsiyoruz?

Altyapı!

Bir şehrin altında sessizce işleyen, üstündeki hayatı mümkün kılan düzeni ne zaman düşünürüz?

Musluktan su akmadığında mı? Sokakta biriken su yolumuzu kestiğinde mi? Yoksa yağmur, evimizin kapısından içeri girdiğinde mi?

Her gün üzerinde yürüdüğümüz yolların altında borular, kanallar, suyun akışını sağlayan hatlar var. Evimize ulaşan temiz suyun, uzaklaştırılan atık suyun, yağmurun ardından kullanılabilir kalan sokakların gerisinde hesaplanmış, kurulmuş ve bakılması gereken bir düzen bulunuyor.

Biz yukarıda hayatımızı sürdürürken aşağıda da hayat için bir çalışma sürüyor.

Fakat gözümüz daha çok vitrinlerde, binalarda, balkonlardan sarkan çiçeklerde…

Bir pencerenin ardında nasıl bir hayat olduğunu merak ettiğimiz bile oluyor. O hayatın güvenle devam edebilmesi için toprağın altında neler gerektiğini ise pek düşünmüyoruz.

İstanbul’daki sel görüntülerini izlerken altyapı kelimesi zihnimde dönüp durdu. Suyun önüne kattıklarına bakarken aklım evlerin içine gitti. Bir ömür çalışılarak alınan eşyalara, bir çekmecede saklanan fotoğraflara, su değmesin diye yukarı kaldırılmaya çalışılan ne varsa hepsine…

Bir evin içinde ne kadar çok hayat birikir?

Dışarıdan bakınca masa, koltuk, kitaplık gördüğümüz yerde sahibi yıllarını görür.

İnsan hangi birini kurtarmaya çalışır?

Önce neye uzanır eli?

Haber başka bir görüntüye geçtiğinde o evde yaşananlar bitmiyor. Sular çekiliyor; geride çamur, yorgunluk, masraf kalıyor.

Belki bir de yağmurun sesini eskisi gibi dinleyememek…

Altyapının hayatımızdaki karşılığını biraz da burada arıyorum. Evinde güvenle oturabilmekte, sokağından korkmadan geçebilmekte, yılların emeğini koruyabilmekte…

Bir şehrin büyümesini yukarıya bakarak izleyebiliyoruz. Yeni binalar yükseliyor, mahalleler genişliyor. Peki, o büyümenin yükünü taşıyacak altyapı da aynı dikkatle hazırlanıyor mu?

Artan nüfusun su ihtiyacı, atık suyu, yapılaşan alanlarda yağmurun izleyeceği yol yeterince hesaba katılıyor mu?

Üstüne eklediğimiz her hayatın, altında da bir karşılığı olması gerekmiyor mu?

Altyapı bana biraz da geleceği düşünme sorumluluğu gibi geliyor. Henüz yağmamış yağmuru, henüz o mahalleye taşınmamış insanı, yıllar sonra duyulacak ihtiyacı bugünden hesaba katmak…

Üstelik toprağın altına bir sistem kurmakla iş bitmiyor. Bakımını yapmak, işleyişini takip etmek, ihtiyaç değiştikçe yenilemek gerekiyor.

Gözümüzün önünde olmayışı, ilgimizin dışında kalmasına gerekçe olabilir mi?

Kazılan bir yoldan geçerken sabırsızlandığımız oluyor. Tozundan, gürültüsünden, uzayan yolumuzdan yakınıyoruz. Elbette çalışmaların özenle yürütülmesini bekliyoruz. Ama o sırada yapılan işin, günün birinde evimizin kapısına dayanabilecek bir tehlikeyi azaltmak için taşıdığı önemi de hatırlamamız gerekiyor.

Bazen altyapıya verilen emeğin karşılığı, hayatımızda hiçbir aksama olmaması. Yağmur yağıyor, evimize dönüyoruz, günlük işlerimize devam ediyoruz. O olağan günün ardındaki emeği fark etmiyoruz.

Acaba felaket yaşamadan gösterilen özenin kıymetini yeterince biliyor muyuz?

Bir selin nedenlerini anlayabilmek için yağışın şiddetine, yapılaşmaya, su yollarına ve altyapının durumuna birlikte bakmak gerekiyor. Ancak bu incelemenin, planlamanın ve gerekli önlemleri almanın yükü, evine su girmesinden korkan insanın omuzlarına bırakılamaz.

Bilginin, denetimin ve kamusal sorumluluğun hayattaki karşılığı tam da burada ortaya çıkıyor.

Bütün bunları düşünürken altyapı kelimesinin hayatın başka yerlerinde de karşıma çıktığını fark ediyorum.

Bir insanın yetişmesinde de görünmeyen bir birikim var. Çocukluğunda gördüğü merhamet, okurken durup düşündüğü bir cümle, yanıldığını kabul edebildiği bir an…

Yıllar boyunca içinde bir şeyler kuruluyor, değişiyor, güçleniyor.

Kalemim için de böyle.

Yazdığım bir cümlenin güzel görünmesini istiyorum. Sonra kendime soruyorum: Bu cümlenin altında ne kadar okuma, ne kadar düşünme, ne kadar yaşanmışlık var?

Kelimelerimi taşıyacak bir birikimim var mı?

İnsanın kendini yetiştirmesiyle bir şehrin altyapısını kurmak elbette farklı işler. Yine de ikisi üzerine düşünürken aynı soruya dönüyorum:

Görüneni bu kadar önemsediğimiz bir çağda, görünmeyenin sağlamlığını ne kadar önemsiyoruz?

Bir şehri sevmek, sokaklarında dolaşmaktan, manzarasına hayran olmaktan daha fazla sorumluluk hissettiriyor bana. O sokaktaki insanların nasıl yaşadığını, yağmur başladığında ne düşündüğünü de merak ediyorum.

İstanbul’un güzelliğine söylenecek çok söz var. Ben bugün, o güzelliğin içinde yaşayan insanların yağmuru korkuyla karşılamamasını düşünüyorum.

Görünmeyenin hatırını, henüz hiçbir şey aksamamışken sormak istiyorum.

Çünkü sağlam görünen her şey, gücünü biraz da görünmeyenden alıyor.

Keyifli okumalar diliyorum.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER