Zeki MÜREN’in Evinden Müzesine Uzanan Yolculuk
Yazan: Leyla GÖKER
Arkadaşlar, merhabalar.
Bu hafta sizlere, Bodrum tatilim sırasında ziyaret ettiğim ve çocukluğumdan beri merak ettiğim Türk sanat müziğinin unutulmaz ismi Zeki MÜREN’in evinden müzesine uzanan yolculuğu anlatmak istiyorum.

Bodrum’a yolunuz düşerse, özellikle Kumbahçe çevresindeyseniz ve kültürel gezilerden hoşlanıyorsanız Zeki MÜREN Sanat Müzesi’ni ziyaret etmenizi öneririm. Çünkü burası yalnızca bir sanatçının yaşadığı evi değil, onun sanatını, zevklerini ve ardında bıraktığı izleri de tanıma fırsatı sunuyor.

Bodrum’da yemek yerken sohbet ettiğim bir esnafın sözleri aklımda kaldı. Zeki MÜREN’den bahsederken, “Bodrum’u Bodrum yapan Zeki MÜREN,” dedi. Bu cümle, sanatçının yalnızca müzik dünyasında değil, Bodrum’un kültürel hafızasında da önemli bir yere sahip olduğunu düşündürdü bana. Bazı insanlar yaşadıkları şehre yalnızca anılarıyla değil, kattıkları değerle de iz bırakıyor.
Zeki MÜREN’in 1980-1996 yılları arasında yaşadığı bu ev, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek müzeye dönüştürülmüş ve 8 Temmuz 2000 tarihinde ziyarete açılmıştır. Sanatçının bütün servetini Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı ile Türkiye Eğitim Vakfına bağışlaması da ardında bıraktığı mirasın en anlamlı parçalarından biridir.
Müzenin kapısından içeri girdiğinizde fotoğraflar, tablolar, sahne kıyafetleri ve yaşamından izler taşıyan eşyalarla karşılaşıyorsunuz. Gezi boyunca Zeki MÜREN’in şarkılarının çalması da ortama ayrı bir anlam katıyor. Onun sesini dinleyerek odalar arasında dolaşmak, ziyaretinizi sıradan bir müze gezisinden çıkarıp sanatçının dünyasına doğru bir yolculuğa dönüştürüyor.

Özellikle sahne kostümleri dikkat çekici. Işıltılı kumaşlar, taşlar, payetler, birbirinden farklı renkler ve topuklu ayakkabılar… Her biri, Zeki MÜREN’in sahneye verdiği önemi ve kendine özgü tarzını yansıtıyor. Bu kıyafetlere bakarken onun yalnızca sesiyle değil, sahne duruşu ve estetik anlayışıyla da iz bıraktığını bir kez daha fark ediyorsunuz.
Müzede kitapların sergilendiği bölüm de merakımı uyandırdı. Sahnenin ışıltılı dünyasından sonra kitaplarla karşılaşmak, sanatçının yaşamının daha az görünen yönlerini düşünmeme neden oldu. Sergilenen kitapların sayısından hareketle okuma alışkanlıkları hakkında kesin bir yargıya varmak doğru olmaz. Ancak bu bölüm, bir insanı tanırken yalnızca herkesin gördüğü yönüne değil, yaşamının farklı ayrıntılarına da bakmak gerektiğini hatırlatıyor.
Geleneksel dokusuyla öne çıkan şark köşesi de evin dikkat çekici alanlarından biriydi. Duvarlardaki tablolar ve çeşitli objeler arasında özellikle natürmort eserler ilgimi çekti. Meyve ve çiçeklerin betimlendiği bu tablolardan biri, bende diğerlerinden farklı bir merak uyandırdı.
Tabloda bir araya getirilmiş meyvelerin ortasındaki şekil, bana bir kalbi hatırlattı. Belki bir başkası orada bir kuş görecek, belki de tamamen farklı bir anlam bulacaktı. Bu figürün neyi simgelediğini bilmiyorum; fakat bende sevgi, yaşam ve yeniden doğuş düşüncelerini uyandırdı.
Bence sanatın güzelliği de tam burada saklı. Aynı esere bakan iki insan, kendi duygularından ve deneyimlerinden yola çıkarak farklı anlamlar çıkarabilir. Sanatçı bir eser ortaya koyar; o eser, izleyenin dünyasında yeni bir anlam kazanır. Benim tabloya bakışım da kişisel bir yorumdan ibaret. Sanatın insana dokunan yanı belki de bu özgürlükte yatıyor.
Müzeyi yarım saat ya da bir saat içinde gezip çıkacağımı düşünmüştüm. Ancak bir kostüm, bir fotoğraf, bir kitap ya da bir tablo beni durup daha dikkatli bakmaya yöneltti. Merak ettikçe zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim ve kısa süreceğini düşündüğüm ziyaretim iki üç saatlik keyifli bir keşfe dönüştü.
Bazen bir şehri tanımak için sokaklarında yürümek, denizinde yüzmek ya da manzarasını seyretmek yeterli değildir. O şehrin kültürel hafızasına da dokunmak gerekir. Zeki MÜREN Sanat Müzesi benim için çocukluğumdan beri merak ettiğim bir sanatçının yaşamına ve sanatına yakından bakma fırsatı oldu. Bodrum’un yalnızca doğal güzellikleriyle değil, yetiştirdiği ve bağrına bastığı değerlerle de hatırlanması gerektiğini düşündüm.
Bu hafta sizlerle, Zeki MÜREN’in evinden müzesine uzanan bu yolculuğu ve bende uyandırdığı düşünceleri paylaşmak istedim. Sesiyle, duruşuyla ve sanatıyla kuşaklara ulaşan Zeki MÜREN, bugün de hafızalarımızda yaşamaya devam ediyor.
Peki ya biz?
Yaşadığımız dünyada nasıl izler bırakıyoruz? Sesimizi neyle duyuruyor, ardımızda nasıl hikâyeler bırakıyoruz?
Zeki MÜREN sesini sanatıyla duyurdu ve geride unutulmayan bir miras bıraktı. Peki ya biz, sesimizi nasıl duyuracağız?
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…
Keyifli okumalar.
































YORUMLAR