103 YILLIK MİRAS
Türk milletinin unutulmaz ve unutulmayacak lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ü saygı ve minnetle anarak…
Arkadaşlar, merhabalar.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 28 Ekim 1923 akşamı söylediği, “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” sözünün üzerinden 103 yıl geçti.

Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken bu tarihî sözün anlamını ve bizlere bıraktığı mirası düşünerek duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Cumhuriyet nedir?
Cumhuriyet, devlet başkanlığının miras yoluyla belirlenmediği, egemenliğin millete ait olduğu bir yönetim biçimidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesinde de egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilir.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Cumhuriyet anlayışını ortaya koyan şu sözler, bu ilkenin önemini açıkça gösterir:
“Hâkimiyet, bilâkaydü şart milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devleti’nin şekl-i hükûmeti Cumhuriyettir.”

Günümüz Türkçesiyle egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir. Yönetim usulü, halkın kendi geleceğini bizzat yönetmesi esasına dayanır. Türkiye Devleti’nin yönetim şekli Cumhuriyettir.
Peki, halk kendi kendini yönetebilir mi?
Elbette yönetebilir. Ancak bunun için yalnızca irade sahibi olmak yetmez. Toplumun düzenini sağlayan, hak ve özgürlükleri güvence altına alan, ihlalleri önleyen ve hukuka aykırı davranışlar karşısında caydırıcılık sağlayan kuralların bulunması gerekir.
Bu kuralların hem koruyucu hem de caydırıcı bir yönü olmalıdır. Hakları koruyan, fırsat eşitliğini destekleyen, toplumsal gelişimi teşvik eden düzenlemeler kadar başkalarının haklarını ihlal eden davranışları önleyen yaptırımlar da gereklidir.
Ancak kuralların varlığı tek başına yeterli değildir. Herkes için eşit uygulanmaları, adaletin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün korunması gerekir.
Çünkü halkın kendi kendini yönetebilmesi yalnızca seçimlerde oy kullanmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda haklarını bilmek, sorumluluklarını yerine getirmek, yönetime katılmak ve gerektiğinde yönetenleri denetleyebilmekle mümkündür.

Cumhuriyet, yalnızca yönetme hakkı değil; bu hakkı adalet, hukuk ve sorumluluk bilinciyle kullanma düzenidir.
Bir milletin geleceğini değiştiren gece
Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından yeni Türk devletinin yönetim biçiminin belirlenmesi gerekiyordu. Ekim 1923’te yaşanan hükûmet bunalımı, Cumhuriyet’e geçiş sürecini hızlandırdı.
28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü’nde arkadaşlarıyla bir araya gelen Mustafa Kemal ATATÜRK, tarihî kararını şu sözlerle açıkladı:
“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”
O gece İsmet İNÖNÜ ile birlikte anayasa değişikliği üzerine çalıştı. 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan görüşmelerin ardından Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal ATATÜRK, aynı gün Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Bir gün öncesinden dile getirilen söz, ertesi gün tarihî bir karara dönüştü. Türkiye’nin yönetim biçimi resmen Cumhuriyet oldu.
Bir sözden geleceğe uzanan miras
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yeni bir dönem başladı. Mustafa Kemal ATATÜRK, Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını hedefliyor; bilimden, eğitimden ve dünyadaki gelişmelerden yararlanarak ülkenin ilerlemesini istiyordu.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan adımların arkasında da çağdaşlaşma, bilimden yararlanma ve toplumu ileriye taşıma hedefi vardı.
Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan dönüşüm, sonraki yıllarda eğitimden hukuka, toplumsal yaşamdan devlet kurumlarına kadar pek çok alanda devam etti.
1934 yılında kabul edilen Soyadı Kanunu ile herkesin resmî bir soyadı taşıması zorunlu hâle geldi. Bu düzenleme, kişilerin resmî kayıtlarda tanımlanması açısından önemli bir adımdı.
Şapka Kanunu ve kıyafet alanındaki düzenlemeler de Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki modernleşme hareketlerinin bir parçasıydı. Ancak medeniyetin yalnızca kıyafetle ölçülemeyeceğini unutmamak gerekir. Asıl gelişim; eğitimde, bilimde, düşüncede, hukukta ve insan haklarına saygıda kendini gösterir.
Eğitim alanındaki yenilikler, hukuk sisteminin yeniden düzenlenmesi ve kadınlara tanınan siyasi haklar, Cumhuriyet döneminin önemli dönüşümleri arasındadır.
Kadınlara 1930’da belediye seçimlerinde, 1933’te muhtarlık seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi. 1934’te ise milletvekili seçimleri için bu haklar tanındı. Böylece kadınların siyasi yaşama katılımı açısından önemli bir aşama kaydedildi.
Peki, bugün geldiğimiz noktada bu kazanımların üzerine neler koyabiliyoruz?
Kadınların eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve toplumsal yaşamda eşit fırsatlara sahip olması için hâlâ yapılması gerekenler var. Hukuken tanınan hakların günlük yaşamda da karşılık bulması, kadınların şiddetten uzak, güvenli ve özgür bir yaşam sürebilmesi gerekir.
Geçmişte atılan adımları hatırlamak kadar bugün geldiğimiz noktayı da sorgulamak önemlidir.
Bilimde, eğitimde, ekonomide, sanatta ve toplumsal yaşamda neler üretiyoruz? Dünyadaki gelişmeleri ne kadar yakından takip ediyoruz? Gelecek kuşaklara hangi yeni değerleri bırakıyoruz?
Bu soruları sormak, geçmişi küçümsemek değil, geleceğe karşı sorumluluk taşımaktır. Çünkü gelişim, geçmişte yapılanları tekrar etmekle değil, onların üzerine yeni bilgi, yeni fikir ve yeni çözümler koymakla mümkündür.
Mustafa Kemal ATATÜRK, yaşadığı dönemin dünyasını gözlemleyen, öğrenen ve değişen koşulları anlamaya çalışan bir liderdi. Peki, biz bugün dünyayı ne kadar gözlemliyor, ne kadar öğreniyor ve öğrendiklerimizi hayatımıza ne ölçüde yansıtıyoruz?
Bize bırakılan mirası yalnızca korumak yeterli mi, yoksa bu mirasın üzerine yeni eserler, yeni fikirler ve yeni başarılar eklemek de bizim sorumluluğumuz mu?
Bence Cumhuriyet’in 103. yılında kendimize sormamız gereken sorulardan biri tam da budur.
Cumhuriyet ortak değerimizdir
Cumhuriyet, bir takım tutar gibi taraf olunacak bir konu değildir. Gençten yaşlıya, öğrenciden emekliye, çalışandan üreticiye, kadından erkeğe hepimizi ilgilendiren ortak bir değerdir. Bir kesimin değil, bir milletin hikâyesidir.
Cumhuriyet demek; emek, yenilik, gelişim ve durmamak demektir. Gözlemlemek, öğrenmek, üretmek, başarmak ve birbirine destek olmak demektir. Geçmişten aldığımız birikimi geleceğe taşımak ve her yeni günde daha iyisini yapabilmek için çabalamak demektir.
Çocukluğumdan beri Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının bende özel bir yeri var. O yıllarda okullarda saygı duruşunda bulunulur, İstiklâl Marşı okunurdu. Sokaklar, binalar, meydanlar ve okullar kırmızı beyaz bayraklarla süslenirdi.
İnsanlar bir araya gelir, İstiklâl Marşı okunurken saygıyla durur, Cumhuriyet Bayramı’nı büyük bir coşkuyla kutlardı.
O günlerdeki heyecanı hatırladığımda Cumhuriyet’in yalnızca tarih kitaplarında yer alan bir kavram olmadığını bir kez daha anlıyorum. Cumhuriyet; ortak bir hafıza, birlikte yaşama iradesi ve geleceğe dair umuttur.
Cumhuriyet’in kıymetini bilmek, onun eksiklerini görmezden gelmek değildir. Aksine, daha adil, daha özgür ve daha gelişmiş bir ülke için çabalamaktır. Önemli olan, bize bırakılan mirası korurken onun üzerine yeni değerler ekleyebilmektir.
Cumhuriyet, fazilet meselesidir
Fazilet; erdem, doğruluk ve ahlaki olgunluk demektir. Cumhuriyet’in değerini yaşatmak, bu değerleri sözlerimizde olduğu kadar davranışlarımızda da göstermekle mümkündür.
Cumhuriyet; farklı düşüncelere saygı duymak, insanları ayrıştırmamak, adaleti gözetmek ve kimsenin özgürlüğünü başkasının iradesine teslim etmemektir. Birlikte yaşamanın, farklılıklarımıza rağmen ortak bir gelecek kurabilmenin adıdır.
Özgürlük ve bağımsızlık, ancak kaybedildiğinde kıymeti daha iyi anlaşılan değerlerdir. Kendi geleceğimizi belirleyebilmek, düşüncelerimizi ifade edebilmek, öğrenebilmek, üretebilmek ve haklarımızı kullanabilmek özgür bir toplumun temel unsurlarıdır.
Bugün Cumhuriyet’in 103. yılında bu topraklarda özgürce yaşayabilmenin kıymetini bir kez daha düşünüyorum. Geçmişte verilen mücadeleleri hatırlarken bugünün sorumluluklarını da unutmamalıyız.
Cumhuriyet’i yaşatmak yalnızca bayramlarda bayrak asmak, törenlere katılmak veya geçmişteki başarıları anmak değildir. Cumhuriyet’i yaşatmak; çalışmak, üretmek, öğrenmek, sorgulamak, adaleti savunmak ve gelecek kuşaklara daha iyi bir ülke bırakmak için emek vermektir.
Rabbim ülkemizi daima ilerleyen, üreten, gelişen ve özgürlüğünü koruyan bir ülke kılsın. Hiçbir milleti başka bir devletin boyunduruğu altında yaşamaya mecbur etmesin. Bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve barış içinde yaşama umudumuzu daim eylesin.
Cumhuriyet’i bize emanet eden Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve bu ülkenin bağımsızlığı için emek veren herkesi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Keyifli okumalar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…
Yazan : Leyla GÖKER
































YORUMLAR