KAYBOLAN DEĞERLER SERİSİ 2
MERHAMET
Bir toplum, merhameti ne zaman kaybeder? Seslerin birbirini boğduğu, herkesin kendi haklılığının yüksek sesle savunucusu olduğu, ama kimsenin derinden dinlemediği bir yerde mi? Yoksa acıyı bir veri, başkasının düşüşünü ise kişisel bir sorun olarak görmeye başladığımızda mı?
Bugünün dünyasında güç, söz ve haklılık üzerine kurulu bir görüntüyü övüyoruz. Dayanıklı, kusursuz ve her daim galip görünmek makbul. Bu beklentinin gölgesinde ise merhamet, giderek yanlış bir şekilde “zayıflık” olarak damgalanıyor. Oysa hakiki merhamet, en büyük insani cesaretlerden biridir. Kendi konfor alanımızdan çıkıp, bir başkasının yükünü omuzlamaya niyet etmek, gücün en gerçek halidir. Bu, insanın insana karşı en temel sorumluluğudur.
Merhamet, acımak veya geçici bir üzüntü duymak değildir. Aktif bir anlama çabasıdır. Dili olmayanın sesini, görülmeyenin varlığını fark edebilmektir. Ve belki de en zoru; “bizden” olmayanı, fikrini benimsemesek de, hayat tarzını paylaşmasak da, sırf insan olduğu için anlamaya ve onurunu korumaya gayret göstermektir. Bu, kutuplaşmanın kolaycılığına karşı en derin direniştir.
Çocukların savrulduğu, yaşlıların yalnızlaştığı, yoksulluğun görünmez kılındığı bir düzende, suçu sadece sistemlere yüklemek eksik kalır. Asıl mesele, o sistemleri oluşturan ve sürdüren kalplerin katılaşmasıdır. Merhametin çekildiği her boşluğu, hızla öfke ve hoyrat yargılar doldurur. Merhametsiz bir toplumda hoşgörü, kök salamadan solup giden bir söylemden öteye geçemez. Birbirini anlamayan kalabalıklar, bir arada yaşayan bir topluma dönüşemez.
Peki, bu sertleşmeyi nasıl kırarız? Cevap, büyük ideolojilerde veya söylemlerde değil, gündelik hayatın içindeki küçük, insani reflekslerde yatıyor. Karşımızdakini yargılamadan önce bir nefes durup dinlemek, aceleci bir yorum yerine “Acaba bu insan ne yaşadı?” sorusunu sormak, bir yardım elini uzatırken bunu bir zaaf değil, bir onur meselesi olarak görmek… Bunlar, merhameti yeniden inşa etmenin temel taşlarıdır.
Geçen hafta, bireyi koruyan ve tanımlayan “mahremiyet” duvarından söz etmiştik. Bu hafta ise, o sağlıklı duvarın kapısını açıp, “öteki”ne doğru uzanan “merhamet” köprüsünü konuşuyoruz. Biri olmadan diğeri eksiktir. Mahremiyet, kişiyi güvende tutar; merhamet ise o güvende olan kişiyi, başkasının güvenliği için harekete geçirir.
Merhamet, bir toplumu bir arada tutan, çimentosu görünmez ama etkisi her yerde hissedilen bir bağdır. O bağ zayıfladığında, geriye sadece yan yana duran, ama birbirine dokunmayan, anlamayan ve taşımayan bir kalabalık kalır. Yükümüzü paylaşmadığımız yerde, yalnızca birlikte batarız.
H.Ü
































Keyifle okuduğumuz bir yazı dahateşekkürler …
Kalemine, fikrine sağlık arkadaşım, duygularımıza gerçekten tercüman olmuşsun.