Hayallerime Vardım, Çocukluğumda Kaldım

Bazen sabah trafiğinde, önümde uzayıp giden araçlara bakarken düşünüyorum: Hayatı biraz da biz mi zorlaştırıyoruz acaba? Yetişilecek yerler, bitirilecek işler, bir sonraki güne taşınan sorumluluklar… Gün daha başlamadan zihnimizde onlarca kapı açılıyor. Oysa içimden geçen, telaşsız bir sabah. Gürültüden ve kalabalıktan uzak, kahvemi acele etmeden içebildiğim, saate bakmadan biraz oturabildiğim bir sabah…
Yıllardır ne istediğimi anlamaya çalışıyorum. Şehrin yoğun temposunda çalışmak, bir şeyleri başarmak mı beni mutlu ediyor; yoksa kendi hâlinde üreten, zamanını kendisi belirleyen bir hayat mı istiyorum? Bu sorunun cevabı eskiden daha kolaydı. Hayallerim vardı, olmak istediğim bir insan, ulaşmak istediğim bir yer vardı. Emek verdim, uğraştım ve kurduğum hayallerin birçoğunu gerçekleştirdim.
Ama şimdi, bir zamanlar varmak için sabırsızlandığım yerde dururken aklım hiç beklemediğim bir yere gidiyor: Babaannemlerin o küçük, sobalı evine…
Sobanın sıcaklığının odaya yayıldığı, dışarıdaki soğuğun camın öte yanında kaldığı o eve. İçeri girip bir köşeye oturduğumda kendimi iyi hissetmek için başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadığım zamanlara… Kapının önünde maltız yaktığımız günler geliyor gözümün önüne. O zamanlar sıradan bulduğum, üzerinde düşünmeden yaşayıp geçtiğim o küçük anlar, bugün hafızamın en kıymetli yerinde duruyor.
Sonra dedemle kırlarda, bahçelerde çiçek topladığımız günleri hatırlıyorum. Bir çiçeği fark etmek için durabildiğimiz, yürürken acele etmediğimiz zamanları… Elimde topladığım çiçeklerle dolaşırken büyümeyi ne kadar istediğimi düşünüyorum. Önümde upuzun bir hayat vardı ve ben bir an önce o hayatın içine karışmak istiyordum.
Şimdi dönüp baktığımda, aradan yüz yıl geçmiş gibi geliyor. Oysa hatırladığım her şey hâlâ çok canlı: Evin sıcaklığı, bahçenin kokusu, yanlarında kendimi güvende hissettiğim insanlar… Yalnızca onlarla bugün arasında, nasıl bu kadar çabuk geçtiğini anlayamadığım koca bir zaman var.
İşin tuhafı, yirmi yıl önce tam da bugün bulunduğum yerde olmayı hayal ediyordum. Şimdi ise o hayali kuran çocuğun yanına gidip biraz oturmak istiyorum. Babaannemin evinde, sobanın yakınında… Daha hiçbir yere yetişmem gerekmiyorken.
Gerçekleştirdiğim hayallerin değerini biliyorum. Her birinin arkasında emeğim, cesaretim, vazgeçmediğim günler var. Yine de insan zamanla kendisi hakkında yeni şeyler öğreniyor. Eskiden mutluluğu daha çok ileride ararken, bugün onu geçmişteki küçücük bir anın içinde bulabiliyorum. Belki de yıllarca ne istediğimi ararken isteklerimin de benimle birlikte değiştiğini gözden kaçırıyorum.
Çocukken o günlerin kıymetini bilemezdim elbette. Babaannemin evine yine gideceğimi, dedemle yine çiçek toplayacağımı sanırdım. Bazı şeylerin hep öyle kalacağına inanmak, çocukluğun en güzel tarafıydı.
Şimdi o günlere dönemeyeceğimi biliyorum. Ama onları hatırladığımda, bugünü nasıl yaşamak istediğime dair bir şeyler de anlıyorum. Sevdiklerimin yanında biraz daha uzun oturmak, bir sohbeti saate bakmadan dinlemek, yol kenarında gördüğüm çiçeğin önünde durabilmek istiyorum.
Belki yıllar sonra bugünden bir sabahı özleyeceğim. Evden çıkmadan önce duyduğum bir sesi, mutfaktaki bir konuşmayı, aceleyle karşılık verdiğim bir gülümsemeyi…
Özlediğim yalnızca o günler, içimi ısıtan anılar değil; o günlerin insanları da…
Bugünle aralarındaki dağlar kadar farkı gördükçe, çocukluğumun Anadolu’sundaki o saflığın, duruluğun ve içtenliğin kıymetini daha iyi anlıyorum. Ne yazık ki zamanla kaybolmaya yüz tutan yalnızca o küçük evler, o eski günler değil; birbirimizi gözettiğimiz, birbirimize güvenebildiğimiz o insanlık hâli de…
































YORUMLAR