KAYBOLAN DEĞERLER SERİSİ <5>
GÜVEN
Güven Kaybolunca
Bir toplumun ne kadar güçlü olduğunu anlamak için, ne kadar büyüdüğüne değil… Ne kadar güvenildiğine bakın.
Çünkü güven, görünmeyen bir bağdır.
Ama koptuğunda… her şey görünür şekilde dağılır.
Bu seride üzerinde durduğumuz her değer aslında birbirini tamamlıyor.
Mahremiyet, insanın kendine ait bir alanı olduğunu bilmesidir.
Merhamet, başkasının acısını hissedebilme erdemidir.
Adalet, haklının yanında olma bilincidir.
Ama tüm bunları ayakta tutan zemin nedir?
İşte şimdi sıra o zemine geliyor: Güven.
Güven bir anda yok olmaz. Sessizce eksilir.
Bir söz tutulmadığında…
Bir gerçek saklandığında…
Bir insan “nasıl olsa anlamaz” diye düşünüldüğünde…
Güven biraz daha azalır. Ve çoğu zaman kimse fark etmez ,ta ki tamamen yok olana kadar.
Bugün kimse açıkça söylemiyor belki ama hepimiz aynı cümleyi içimizden geçiriyoruz: “Kimseye tam güven olmaz.”
İşte asıl kırılma tam da burada başlıyor.
Çünkü güven kaybolduğunda insanlar kendini korumaya başlar. Daha az inanır, daha az paylaşır, daha az bağ kurar. Ve zamanla… yalnızlaşır.
Oysa güven sadece iki insan arasında değildir !
Bir esnafın terazisinde yaşar;
aldığını verdiğinde, tarttığını eksik etmediğinde.
Bir öğretmenin sözünde yaşar;
“doğruyu söyleyeceğim” dediğinde ve arkasında durduğunda.
Bir yöneticinin kararında yaşar;
liyakati görüp hakkı teslim ettiğinde.
Güven varsa adalet anlamlıdır.
Güven varsa merhamet değer bulur.
Güven varsa vicdan sesini yükseltebilir.
Ama güven yoksa…
en doğru söz bile şüpheyle karşılanır.
Günlük hayata bakalım.
İşe alım ilanlarında artık “referans” bile yetmiyor. İlaçtan gıdaya, “acaba?” sorusu her şeyin önüne geçiyor. Sosyal medyada bir bilgi önce sorgulanıyor, sonra zaten unutuluyor. Komşu kapıları, “hayırlı iş” kelimesinin bile sorgulandığı mesafelere dönüştü.
Bunların hepsi, güvenin sessiz sessiz çekildiği yerler.
Peki güven neden kayboldu?
Çünkü güven, bir kez sarsıldığında yeniden inşası, yıkılmasından çok daha zordur. Kimileri der ki: “İnsanlar artık sisteme değil, birbirine inanmayı bıraktı.” Kimileri der ki: “Güvenilir olmak külfet, güvenmek ise risk haline geldi.”
Belki ikisi de doğru.
Ama asıl olan şu:
Biz, kırılan güveni onarmayı unuttuk.
Belki de bugün en büyük kaybımız;
paramız, zamanımız ya da imkânlarımız değil…. Birbirimize inanma cesaretimizdir.
Ve belki de asıl soru şu:
Güven neden kayboldu değil…
Biz, güvenilir olmayı ne zaman bıraktık?
Çünkü güven, bir başkasında aradığımız bir şey değildir aslında.
Önce kendimizin verdiği, sonra karşılık bulduğu bir şeydir.
O halde soralım kendimize:
Bugün bir söz verdiğimizde arkasında duruyor muyuz?
Bir gerçeği bildiğimizde saklamadan söyleyebiliyor muyuz?
Karşımızdakini “nasıl olsa anlamaz” diye küçümsemeden anlatabiliyor muyuz?
Cevap uzaklarda değil.
Her birimizin tuttuğu sözde,
kurduğu bağda, ve kimse görmese bile doğruyu yapıp yapmadığında saklı.
H.Ü


























YORUMLAR